Yıllar önce Almanya başta olmak üzere Batı Avrupa ülkelerine gidenlerin gittikleri ülkelerde bu kadar uzun soluklu olacakları, hatta yerleşip kalacakları düşünülmedi. Zaten ilk gidenlerin evli ve çocuklu olanları dahi tek başlarına çıktılar bu ekmek yolculuğuna ve bekar işçi yurtlarında yaşadılar bir süre.
Yaklaşık on yıl geçti biraz da göç alan ülkelerin desteklediği politikalar ile önce hanımları geldi, sonra çocukları ve ardından Batı Avrupa ülke doğumlu yeni yeni çocuklar doğdu. Ama 1980'lerin sonuna kadar hep geri dönme duygusu ile geçti yıllar.
O yıllarda hep çocuklarımız iyi almanca, flamanca, fransızca öğrensin istedik. Hem aileler istedi bunu hem işçi alanlar hem de işçi gönderenler. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten itibaren eğitim sistemi yabancı bir dili bilmeyi o kadar önemsemişti ki, neredeyse yabancı dil bilmemek kompleks haline gelmişti. Bugün geçmişe göre bu hastalık kısmen ortadan kalksa bile etkileri kalıcı oldu ve tüm teknolojik gelişmelere rağmen günümüzde dahi yabancı dilde eğitim kalite ölçüsü olarak kamuoyunda karşılık bulmaktadır.
Türkiye'deki bazı şuursuz kesim üç yaşlarındaki çocuklarına ingilizce konuşan dadılar tutarak ya da 3-6 yaş çocuklar için mantar gibi açılan ingilizce kurslarına götürerek yabancı dili ana dili(!) gibi öğrenmeleri için gayret göstermektedir.
Yabancı bir dili konuşmanın kompleks haline geldiği Türkiye'den yurtdışına gidenler ve onların çocukları da zaman içinde Türkçe'den uzaklaşmakta ve Türkçe öğrenilen ve bilinen bir dil olmaktan çıkarak sadece konuşulan bir dil haline gelmektedir.
Avrupa ülkelerindeki Türkçe ve Türk Kültürü derslerine gösterilen ilgisizliğin onlarca bahanesinden biri de ''benim çocuğum Türkçe konuşuyor!'' yaklaşımıdır. Bu yaklaşım kısmen doğru gibi görünse de külliyen yanlıştır. Şöyleki, eğer beni Çin'e ya da Japonya'ya götürün ve etrafımda sadece Çince ya da Japonca konuşan insanlar olsun ve Türkçe iletişim imkanından yoksun kalayım bu yaşta bile bir yıl içinde Çince ya da Japonca konuşabilirim. Peki bu dilleri konuşabilmem bu dilleri bildiğim anlamına gelir mi? Bu dillerde yazılmış metinleri okuyabilir miyim? Bu dillerde metin yazabilir miyim? Bu dillerin derinliğine ve kültürüne sahip olabilir miyim? Hayır! Hayır! Sadece konuşabilirim.
Türkiye'deki semt pazarlarında onlarca Afganlı ve Suriyeli satıcı var. Türkçe yazamaz ve okuyamaz ama Türkçe konuşuyor! Hatta ''Patates, soğan 20'ye, Gel vatandaş, geeeel!'' diye çığırıyor bile. Peki bu afganlı ya da Suriyeli satıcılar Türkçe biliyor mu? Hayır! Onların konuştuğu Türkçeyi Avrupa'daki yeni nesillerimiz için yeterli görebilir miyiz? Şüphesiz hayır!
Türk ailelerinin çocuklarının sadece göçmen kökenli oldukları için aidiyet sorunu yaşamalarına neden olacak ''Benim çocuğum Türkçe konuşuyor! Türkçe dersine gitmesine gerek yok!'' anlayışını acilen terk etmeliyiz.
Peki esas soruları soralım! Çok kültürlü toplumda çocuk yetiştirmek nedir? Ne olmalıdır? Nasıl olmalıdır?
Bu konuda Avrupa'daki Türklere ve Türkiye dışında yaşamayı tercih etmiş insanlarımıza bugüne kadar yerleştiğiniz ülkeye uyum sağlayın, o ülkenin dilini ve kültürünü öğrenin! İçinize kapanmayın, gettolaşmayın yerleştiğiniz ülke insanları ile ilişkiler kurun kısaca ''entegre olun!'' diyorsak, bugün de ait olduğunuz dile ve kültüre yabancılaşmayın demeliyiz!
Çünkü aidiyet duygusu en temel duygusal ihtiyaçlardan biridir ve eksikliği ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Aidiyet duygusu eksikliği ''yabancılaşma'' ile başlar. Tüm bu sorunları gidermenin yolu doğru bir öğretim ve hayat boyu sürecek bir eğitimdir.
Avrupa ülkelerinde doğan ve yetişen çocuklarımızın en az üç dile hakim olması gerekir. Birincisi anadili Türkçe'dir, ikincisi yerleşik olduğu ülkenin öğretim dili, üçüncüsü ise yabancı dil olarak İngilizcedir! Eğer ilgisi varsa ikinci bir yabancı dil daha öğrenebilir.
Okul başarısı bir bütündür! Çocuklarımız sadece Türkçe, Almanca ve İngilizce düzeyi ile mezun olmamaktır! O nedenle öğretim başarısına bütüncül yaklaşmak gerekir.
Peki çocuklarınız ve gençlerimiz bunu nasıl başaracaklar?
Bunu Almanya'daki çocukların eğitimi örneğinden kısaca ifade edeyim!
1- Kindergarten’a başlayana kadar çocuğunuzla Türkçe konuşun. Korkmayın kindergarten’a başladığı ilk bir iki hafta zorluk çekebilir ancak bu geçici. Çünkü kısa zamanda dile uyum sağlayıp Almanca konuşmaya başlayacaktır! ( Denenmiş ve olumlu sonuç alınmış bir yöntemdir)
2- Grundschule’ye başladığında mutlaka Türkçe ve Türk Kültürü derslerine katılımını sağlayın ve bu konuda imkan yoksa talep edin, peşini bırakmayın
3- Kindergarten’dan Abitur’u tamamlayana kadar çocuğunuzun öğretim hayatında destekleyici ve olası sorunlarda çözüm ortağı olun. Her kademede okulu ve öğretmenleri ile irtibat kurun onların yönlendirmeleri ile sizin önerilerinizin dikkate alındığı bir ortam yaratın!
4- Çocuğunuza her zaman zaman ayırın, onu dinleyip ona değer verdiğinizi hep hissettirin! Okul dışında kültürel ve sosyal gelişimi için programlar yapın! Olası sorunları çözmek için daima kriz masası oluşturun ve diyalog ile sorunları çözmeye çalışın!
5- Kimi dönemlerde okul başarısı düşebilir! Bu durumu tespit ettiğinizde ona destek olun gerekirse özel ders alması için ikna edin. Özellikle matematik ve benzeri derslerde birçok öğrenci kurs (Nachhilfe) desteğine ihtiyaç duymakta. Bunu anlayışla karşılayın ve destekleyin.