Venezuela’dan alınacak ders var mıdır bilemem, çünkü artık ders alma zamanı çoktan geçti!
Küreselleşme ile malların ve hizmetlerin önündeki tüm engeller kaldırılmıştı! Böylelikle kürede bir süre sahte bir cennet yaratıldı. Bunun bedeli hemen ardından çevre sorunları, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve savaşlar olarak geldi.
21. Yüzyılın ilk çeyreğinin büyük bölümü böyle geçti. Ahlaksızlığın, yolsuzluğun, kara paranın, terör eylemleri ve katliamların doğal karşılandığı; toplum bilimcilerin çürüme dedikleri yeni bir düzen oluşturuldu.
21. Yüzyılın ikinci çeyreğinin ilk günlerindeyiz! ABD ve onu yönetenler yeni dünya düzeninin adını “ Hegemonya” olarak ilan etmiş durumdalar!
Yeni Hegemonik düzende, küresel sistemdeki malların ve hizmetlerin serbest dolaşımı yerine; süper güçlerin savaş veya tehdit yoluyla ülkeleri ele geçirmesi var, ülkelerin enerji veya kıymetli madenlerine çökmesi var, hegemon güçlere ait silahlı güçlerin sınırsız ve sorumsuz saldırıları var!
11 Eylül ile başlayan ve önceleri İslam coğrafyasını tehdit eden ABD hegemonyası, bugün tüm küreyi tehdit eder duruma gelmiştir!
Artık hegemon güçlerin küresel boyutta serbest dolaşıma geçtiği yeni bir devlet terörü ile karşı karşıyayız.
Peki insanlığı yok etme potansiyeli yüksek bu yeni düzene direnilmeyecek mi?
Ya da nasıl direnilecek?
Nükleer güçlere, uçak gemilerine, supersonik füzelere ve yakın gelecekteki robot savaşçılara karşı, taşla, sopayla, çakıyla, bıçakla direnmek mümkün mü?
Savaş gücü eşit olmayan ülkeler, tek başlarına hegemonik güçlere saldırı ya da savunma yoluyla caydırıcı bir karşılık veremezler. Nitekim bunu bilen hegemon güçler; sömürebilecekleri coğrafyadaki ülkeleri kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaya devam ediyor!
Çok sayıdaki insanı en kısa sürede öldürebilen ve bunu tekrar tekrar yapma kabiliyeti olan hegemon güçlere karşı silahlı mücadele mümkün değilse teslim mi olunacak?
Şüphesiz hayır!
Silahlı mücadele yoksa, geriye silahsız mücadele yöntemlerinin kullanıldığı tek bir mücadele yöntemi kalıyor! O’da pasif direniş! Diğer bir ifade ile Şiddetsiz direniştir. Bu yöntem hedefe ulaşmak için mücadele edilen güçlerle ekonomik ya da politik iş birliği yapmamak veya benzeri diğer bütün yöntemleri içerir.
Pasif direnişin başarılı olması mümkün mü?
Evet! özellikle iktisadi faaliyetlerin dondurulması, zorunlu olanların dışında mümkün olduğunca kısıtlı tüketim pasif direnişin başarısı için önemlidir. Eğer herkes aynı anda aynı tutum ve davranışı gösterebilse kimsenin burnu kanamadan hegemon güçlere diz çöktürmek mümkün! Ama işte herkesin birlikte hareket etmesini beklemek mümkün değil!
Hintli şair ve filezof Tagore’nin “Mutlu olmak çok basittir; ama basit yaşamak çok zordur.” Dediği gibi; Hegemonyayı birlik olarak yıkmak çok kolaydır da birlik olmak çok zordur!
''Birlikte hareket etmek'' denildiğinde sokaklara çıkıp slogan atmak ve ardından dağılıp konfor alanlarında tüketici olarak yaşama kaldığı yerden devam etmek olduğunu düşünen ve bu yolla sorunların çözüleceğini zanneden iyi niyetli ancak şuursuz milyonlar var!
İşte bu nedenle hegemonyaya karşı sokaklara çıkarak slogan atmanın hegemonik yapıları durdurduğu görülmemiştir!
Hegemon güçler tarafından sömürülecek ülkelerde organize edilen halk hareketleri dışında sokağa çıkmanın hegemonya ile mücadelede yararı yoktur.
Hatta bu tür protesto eylemleri hegemon güçler için araç olur, aparat olur, yediği naneye sos olur, en kötüsü de eylemlere iyi niyetle katılanlar ziyan olur, yok olur!
Çünkü bunlar kontrollü bu eylemlerdir. Çoğu zaman bu tür eylemler kitlelerin enerjilerini, beklentilerini ve umutlarını istismar etmek için kullanılmaktadır.
Hatta protesto edilen hegemon güçler bir yandan savaş, katliam ve sömürülerine devam ederken diğer yandan bu tür kontrollü protesto eylemlerini çeşitli yöntemlerle destekleyerek kontrolü ellerinde tutmak isterler.
Asırlardır farklı biçimlerde devam eden bu güç mücadelesi 21. Yüzyılın ikinci çeyreğinde de devam etmektedir.
Hayret edilen tek husus yüzyılların birikimi olan, modern devletler, hukuk sistemi, uluslararası yasalar ve örgütlerin bir anda etkilerini yitirmeleri ve küresel bir kaosun büyük bir tehdit olarak ortaya çıkmasıdır!
Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından sağlanan uluslararası ilişkilerdeki güvenlik algısının sorgulandığı karanlık günler yaşamaktayız.
Güvenlik yoksa geride hiç bir şey kalmaz!
Modern devletin hukuk esasları temelinde kurulmuş ekonomik, sosyal ve siyasal sisteminin yerine; Orta çağ yöntemlerinin, orman kanunlarının geçmesi halinde yaşanacak savaşların ardından küremizin durumunu bilim insanı Albert Einstein (Nükleer savaşın korkunç boyutlarına atıfta bulunduğu konuşmasında): “3. Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı'nda taş ve sopalar olacağını biliyorum” diyerek açıklamıştır
2026 Yılı ne yazık ki, hiç iyi başlamadı! Umarım herkes aklını başına alır! Çünkü yaşanacak başka küremiz yok!.